Bu da Bir İnsan mıdır?
Bütün koşullar bir araya gelip işler iyi gitmeye başlayınca, insanlar rahat duramaz, bunu bozmak için ellerinden geleni yaparlar. Çünkü mutlulukta acı bir şey vardır.
Koşuyorum, öyleyse varım!
Düş, ruhun çok uzun bir zaman önce bilinçli bir ego olduğu ve o ruhun çok uzaklarda erişebileceği bir bilinçli egosunun bulunduğu, en derindeki ve dolaylı ifadeler veren kozmik geceye açılan özel odasındaki küçük gizli bir kapıdır.
Evrenin oluşumu bilimin gerçekliğine dayanır. Ama bu hiçbir şekilde, bilim kurallarını koyan ve onları da yaratan bir Tanrı olmadığı anlamına gelmez.
Demokrasi insanları sayar, halbuki onları tartmak gerekir.
Şimdiye kadar var olan tüm toplumların tarihi, sınıf mücadelelerinin tarihidir.
Hiç kimse kendisi olmaya cesaret edemiyor ve herkes beraberlik adı altında gizleniyor.
Ümitsizliğin en derin biçimi, kendisi olmaktansa başkası olmayı seçmektir.
Bir toplumda adalet yitirildiğinde, törenler merasimler ortalığı kaplar...
Aşkın dokunuşu ile herkes şaire dönüşür.
Cennet bana hep bir kütüphane gibi gelmiştir.
Filistinlilerin özgürlüğü olmadan bizim özgürlüğümüzün eksik kalacağını çok iyi biliyoruz.
Yaşanan her şeyin bir sebebi vardır.
Zeki insanlardaki mutluluk, bildiğim en nadir şey.
En büyük günah pişmanlıktır.
Karıları ihanet edenlerin hepsi umutsuzluğa kapılsaydı, insanlığın onda biri asardı kendini.
Tarih her konuda süreklidir. Bu dünya hayatının yapısı gereği. İnançsızlık sürdüğü gibi inanç da sürüp gidecektir.
Korkuyorum, bir gün biri çıkıp ''Ey insanoğlu!'' diyecek ve kimse üstüne alınmayacak.
Bu dünyada namuslu insaniyetli oldun mu alaya alınıyorsun. Zorba, katil oldun mu saygı, itibar görüyorsun.
Acaba en çok hangimiz sarsıldık? Ev mi, yoksa kafasındaki 'ben' mi?
...Ve bir yalan söylendiği zaman insanların değil, eşyanın bile buna nasıl tahammül ettiğine şaşırıyordum. Yalana her şey isyan etmelidir. Eşya bile: Damlardan kiremitler uçmalıdır, ağaçlar köklerinden sökülüp havada bir saniye içinde toz duman olmalıdır, camlar kırılmalıdır, hattâ yıldızlar düşüp gökyüzünde bin parçaya ayrılmalıdır.
Keriman Halis'in tüm dünyaya ispat ettiği şey, yalnız ferdi bir güzellikten ibaret değildir. O, düne kadar kafes arkasında yalnız 'insan yumurtlamaya' yarar, acayip bir kümes hayvanı zannedilen Türk kadını ile bugünün beynelmilel hareketlerine karışan, zeki ve cevval bakışlı Türk kızının farkını meydana çıkardı. Bu olay Türkiye'nin geçirdiği inkılap hakkında yazılmış ve yazılacak kitaplardan ziyade fikir vermek kudretini haizdir.
Tecrübe, yaşlanarak değil, yaşayarak kazanılır; ve zaman insanları değil, armutları olgunlaştırır.
"...Bu dağların bir rakibi varsa rüzgârdır.rüzgâr burda tek başına bir hükümdardır.Burda insan duman gibi genişler, büyür.Bu dağlarda ıstıraplar, sevinçler büyür.Buralarda her düşünce sona yakındır.Burda her şey bizden uzak, "O"na yakındır.Burda yoktur insanların düşündükleri,Rüzgâr siler kafadaki küçüklükleri.
Ömür dediğin üç gündür,Dün geçti yarın meçhuldür,O halde ömür dediğin bir gündür, o da bugündür.
Sanat, toplumsal bir çabadır; toplumdan gelir, topluma döner. Fakat gelenle giden aynı şey değildir.
Aklın başına gelince pişman olacağın bir işi sakın yapma.