Bana gelince, ortaya esaslı bir eser koymadan sanatkârlık hülyasına kapılmam bile! Edebiyatımızın şiarı, "Çok laf, az eser!"dir. Ben şimdilik bu şiarı bozmaya çalışıyorum. Ağustos böceği gibi öterek yan gelmekten ise karınca gibi çalışmak daha iyi değil mi? Şimdiye kadar öttüğümüz elverdi. Biraz da iş yapalım ki çorak edebiyatımız şenlensin. Değil mi?
İnsanlar ölümden korkar, tıpkı çocukların karanlığa gitmekten korktukları gibi.
Dünyaya nasıl göründüğümü bilmiyorum; ama ben kendimi, henüz keşfedilmemiş gerçeklerle dolu bir okyanusun kıyısında oynayan, düzgün bir çakıl taşı ya da güzel bir deniz kabuğu bulduğunda sevinen bir çocuk gibi görüyorum.
Dilimin sınırları, dünyamın sınırlarıdır.
Zamanın bitiminden önce Tarihin sonu olacaktır. Tarihin bitiminden önce Sanatın sonu olacaktır.
Bilge insanlar konuşurlar çünkü söyleyecek bir şeyleri vardır. Aptal insanlar konuşurlar çünkü bir şey söylemek zorundadırlar.
Bir insan için ahlak terbiyesi ekmek ve elbiseden daha lüzumludur.
Kendi benliğinizde yaşattığınız şey, gün gelir ölür.
Neden hayat böyle trajik, neden böylesine bir uçurumun üzerindeki daracık bir kaldırım gibi. Aşağı bakıyorum; başım dönüyor; sonuna kadar nasıl yürüyeceğim, bilemiyorum.
Kadınımı ödünç al ama arabamı asla.
Fyodor Mihayloviç Dostoyevski (Rusça: Фёдор Миха́йлович Достое́вский) (d: 11 Kasım 1821, Moskova - ö: 9 Şubat 1881, Sankt Petersburg), Rus roman yazarı.
Bütün Ankara'da da böyle gösterişsiz bir sevinme vardı. Bu bayraksız, donanmasız, davulsuz, zurnasız bir zafer bayramı oldu. Çünkü, sevinç, yakın topraklardaki sular gibi, hep içe çekilmiş, yüreklere sinmişti.
Dolaştım Türkiye'yi yürek yürekGördüm insanlarında hürriyeti
Bi sen eksiktin ayışığıGümüş bir tüy dikmek için manzaraya!